Resimli Özlü Sözler


Tevfik Fikret Sözleri


Güzel düşün, iyi hisset, yanılma, aldanma. Ne varsa doğrudadır, doğruluk şaşar sanma.

Kedimle oynarken benim onunla eğlenmemden daha çok, onun benimle eğlenip eğlenmediğini kim bilir?

Arayan en sonunda hakkı bulur.

Dünyada en büyük şey kişisel mutluluğu bilmektir.

Yaşamak benim ayinimdir.

Şüphe bir nura doğru koşmaktır. Şüphe etmek akıllı insanlar için haktır.

Kızlarını okutmayan millet, oğullarını manevi öksüzlüğe mahkum etmesi demektir, hüsranına ağlasın.

Uğraş, didin, düşün, ara, bul, koş, atıl, bağır. Durmak zamanı geçti, çalışmak zamanıdır.

Yılların ilerlemesine yabancı kalmak, düşmeye doğru eğilmektir.

Yaşamayı bilmek işim ve sanatımdır.

En sakin yolculuk uykudur.

Bir insanın ilk işi nedir? Cevap açık, kendisi olmak.

Göz açıldıkça ruh perdelenir.

Kadın deniz gibidir, hiç güvenmek olmaz ha!

Bize bol bol ziya kucakla getir; Düşmek, etrafı görmemektendir.

Bob Dylan



Akıl mı, para mı? dedi. Ben para dedim. Ben olsaydım akılı seçerdim dedi. Haklısın dedim; herkes ihtiyaç duyduğu şeyi seçer.

Bir fincandaki kahve gibidir hayat. Bazen tatlı bazen değildir. Önemli olan kahvenin tadı değil zaten, onu kiminle içtiğinizdir.

Kimseden akıl alacak kadar aptal değilim. Bana kalırsa sen akıl vermeden önce, geri kalanının sana yetip yetmeyeceğini hesapla.

Bazı insanlar,Onları dinlemediğim için bana kızıyorlarmış galiba.
Ya da öyle bir şeydi, Tam dinlemedim.

Güzel kızlarla yatmak güzel değil mi? Umarım kızın güzel olur.

Parfüm sevmem! Bana göre en güzel koku, sevdiğime sarıldıktan sonra üstümde kalan kokudur.

Aslında biz ne yaptıysak kendimiz yaptık. Çünkü ufacık bir ilgiyi aşk, iki kelime edeni kendimize dost sandık.

Aslında aptal sarışın diye birşey yoktur. Sadece erkeklerin dikkatini çekmek için, saçlarını sarıya boyayan aptallar vardır.

Bir kadının hayatta aldığı en büyük risk; Yeni oje sürülmüş parmaklarıyla üstünü giymek zorunda kalmasıdır.

Bob Marley Sözleri


 Sen kim oluyorsun da benim yaşadığım hayatı yargılıyorsun? Ben mükemmel değilim ve olmak zorunda da değilim! Parmağın ile beni işaret etmeden önce ellerinin temiz olduğundan emin ol!

Gülmek her zaman mutlu olmak için değildir. Bazen öyle gülmeler vardır ki; en büyük acıları gizlemek içindir.

Güneş parlıyor, hava güzel, ayakların dans etmek istiyor; ama yine de aklının bir kenarında dursun: Birileri şu an acı çekiyor.

Kurtarın kendinizi zihinsel kölelikten kendimizden başka kimse özgür kılamaz aklımzı korkmayın atom enerjisinden falan hiçbir şey durduramaz zamanı çünkü...

Dünyayı daha kötü hale getirmeye çalışanlar bir gün bile durmazken, ben nasıl durayım?

Para hayatı satın alamaz. (son sözü)

Gerçek şu ki, herkes seni incitecek. Yapman gereken tek şey, acı çekmeye değer birini bulmak.

Sadece çocukken güler insan, diğerleri palavra. "Çünkü insan büyüdükçe komikliklere değil, acılara gülmeyi öğrenir aslında".

Aslında kadın su gibi bulunduğu kaba uyar. Kadınlardan şikayetçi olan erkek, hatayı kendi kalıbında aramalıdır .

Düşmanından çok dostundan sakın! Çünkü dostluk biterse; Sana nasıl zarar verebileceğini en iyi dostun bilir.

Mutlu mu olmak istiyorsun? Kimseden bir şey bekleme...

Turgut Uyar Sözleri


Bütün pencerelerde bekleyen benim... Ve o çalmayan bütün telefonlarda aylardır konuşan da. Kabul. Bir kez yolda karşılaşalım, onunla da avunacağım. Adımı sesince duymaktan vazgeçtim; Sesini duysam susacağım.

Ancak durursa anlaşılır saatin kaç olduğu.

Bir yağmur yağsa da, beraber ıslansak.

Sevgim acıyor. Kimi sevsem, Kim beni sevse...

Ne o beni kandırmıştı. Ne ben onu baştan çıkarmıştım. İkimizde bildiklerimizin ötesine, bulduklarımızın üstüne çıkmak istemiştik. Bir noksanlığı var sanıyorduk bütün olanların belki. Ama aslında bütünlüklerimize bahaneydik.

Sana olmayan özlem bir şeye benzemiyor...

Belki de asıl ustalık budur; her zaman acemi olmayı bilmek.

Düşünüyorum da biz, büyüyerek çocukluk etmişiz.

Herkes bıraksın senin için ölürüm laflarını. Önce kendiniz için yaşamayı öğrenin, sonra başkası için ölürsünüz.

Yüz dilde seni seviyorum desen ne fayda.. Bir dilde adam gibi sevmedikten sonra.

Sen nereye ben oraya adım adım... İnsan sevdikçe iyileşiyor, artık anladım.

Az sözle çok şey anlatacaksın. Seni seviyorum diyeceksin sadece ama öyle her zaman değil, yalnızca hissettiğinde.

Bazen sadece onun sende bıraktığı izleri özlersin, Her şarkıda ayrı bir hatıra saklıdır sanki; istesende silemezsin.

Her şeyden biraz kalır diyor birileri , çoğulluk haklılıktır. Kavanozda biraz kahve, kutuda biraz ekmek, insanda biraz acı..

Herkes ne zaman ölür? Elbet gülünün solduğu akşam.

Hiçbir şey umurumda değil diyorum aşktan ve umuttan başka.

Şimdi otobüs gelir biner gideriz Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç.

Biri kurbağa öper, biri yüzyıllarca uyur, biri 7 cüceyle yaşar, biri kuleye kapatılır. Bir masal prensesi olsan bile kadınlık zor.

"Kadınları mutlu etmenin 20 yolu'' diye bir sürü gereksiz haber çıkıyor. Tek maddede açıklıyorum: Dürüst olun, yeter .

Erkek söz verir, Adam tutar.

İnsan en çok sabahları arar sevdiği kadını.
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar. Şu aranıp duran korkak ellerimi tut. Bu evleri atla bu evleri de bunları da Göğe bakalım...

Durduğum yer benim değil iken, gidebilecek bir yerimin olmaması ne acı; gidebilecek bir yerim yok iken hala ve inatla durmayışım ne gaflet; nihayetinde ölmüyorken yaşıyor olan insanın, yaşıyorken öldüğünü bilmemesi bu, bu ne tuhaf bi’ hayret.

Elbet hep böyle geçmeyecek ömrüm, biliyorum.. Bu çeşit yaşamak, zor. Kim bilir tanrım, kim bilir. Hangi güzel yerde beni, Hangi ölesiye sevda bekliyor?

Kaç kişiyi öldürdüm düşlerimde, kaç kilo çekerdi yalnızlık... Kaç kere ezildim altında yaz yağmurlarının.


Her kadın hoşlandığı adamın soyadını aldığında nasıl durur diye içinden söylemiş ya da bir yerlere yazmıştır.

Bir insan birini yalnızken hatırlıyorsa sevmemiştir, ansızın aklına getirip yalnızlaşıyorsa işte o zaman sevmiştir.

Ben aslında her şeyi sonradan öğrendim... Herkes herkesi sonradan öğrenirmiş; bunu da sonradan öğrendim.

Belki yağmura da gerek kalmazdı, İnsanlar bu kadar kirli olmasaydı.

Eylül toparlandı gitti işte Ekim falan da gider bu gidişle…

Bozuk bir saattir yüreğim hep sende durur...

Zamansız gelme elim kolum dağınıksa sarılamam !

Sana diyeceğim şu ki küçüğüm; Büyüme! Hayat seni de mahveder.

Toprak, Sevdiklerimizi aldığı için mi böyle güzel kokar?

Cemil Meriç'in Büyük Gazete Söyleşisi - 1976


Cemil Meriç'in Büyük Gazete Söyleşisi - 2 Haziran 1976

DAVA, BUGÜNÜ DÜNE BAĞLAMAKTIR

Soru - Kendinizi tanıtır mısınız?
Cevap - Yazar ve hocayım. Yarım asri aşan hayatım okumak ve okutmakla geçti. Sekizi tercüme, dördü telif bir düzine kitabım ve yüzlerce makalem var. Hisar, Kubbealtı, Türk Edebiyatı adlı dergi ve haftalık ga­zetelerde tetkik ve tenkitlerim yayımlanmaktadır. Fransızca bilirim. İngilizceyi anlar ve Arapçayı sökerim. Başlıca işim düşünmek ve düşündük­lerimi cemiyete sunmaktır.


Soru - Türkiye'miz bugün şiddetli buhranlar içinde yüzüyor. Büyük Gazete bu buhranların ana sebebi olarak Tanzimat'tan beri devam eden İslâm'dan uzaklaşma cereyanını görmektedir. Siz bu mevzuda ne düşü­nüyorsunuz?

Cevap - Buhran cihanşümuldur. Derebeylik nizamını devirmek iste­yen Avrupa burjuvazisi, önce kiliseyle hesaplaşır. Kiliseyi yıkarken nassları da devirir. Maddecilik bir yükselen içtimai sınıfın kavga silahıdır. De­rebeylik müessesesi de, rahiplerin saltanatı da sona erer. Fakat bu zafer Avrupa'ya çok pahalıya mal olur. Bâtıllarla beraber hakikatler de imha edilir. Batı dünyası, yalnız muharref Hıristiyanlığı değil, Tanrı inancını da yok eder.

Madde üzerindeki fetihleri, Batı insanını doyuramıyor artık; fakat istismar hummasından da vazgeçemiyor. Allah'sız bir dünyanın kanma bilmeyen ihtirası insanlığa çok pahalıya mal oldu.

Biz de dünyanın bir parçasıyız. Eskiden yekpare bir topluluktur. Aynı iman etrafında kümelenen, beraber gülüp beraber ağlayan bir müminler topluluğu... Avrupa'nın taarruzları, halktan kopan aydınlar zümresini kolayca büyüledi. Önce Avrupa'da okuyan, Tercüme Odası'nda yetişen, bir kelimeyle yeni bir dünyanın iğvalarına herkesten çok mâruz bulunan entelyansiya halktan koptu. Sonra başsız kalan kitle, ihtişamlı mazisinden uzaklaştırılmaya çalışıldı. Devleti Aliyye, temel direklerinden biri olan Yeniçerileri imha etmek suretiyle kendi ölümünü hazırlamış oldu. Yeniçeri, ulemanın biricik desteği idi. El ele veren bu iki zümre, saltanatın her türlü keyfi hareketini önleyen aşılmaz bir setti. Ulemâ Şeriatin temsil­cisiydi. Şeriatin, yani ezeli hakikatlerin... Kanunname-i Süleymani son­suz bir selâhiyet veriyordu ulemâya. Hatâ eden hükümdarı ikaz etmek, onun vazifesiydi. Hatada ısrar edilirse, vükelayla bi'l-istişâre ikazlarını tekrarlayacak, ciddi bir netice alamazsa orduya dayanarak hükümdarı tahttan indirecekti. Yeniçeri ortadan kalkınca ulemâ tabii müttefikini kay­betmiş oluyordu. Bu itibarla İkinci Mahmut'un ve Abdülmecit'in istibdadı karşısında hiç bir engel kalmamıştı artık. Ulema ister istemez sahneden çekilecekti. Batılılaşma, sarayla etrafındaki bir avuç yabancılaşmış hava­sın yani bürokrasinin eseridir.

Hulâsa olarak diyebiliriz ki, İslâm'ın mukavemet kaleleri Yeniçeri ile beraber yıkılmıştır. Ulema sahneden çekilmiş yerine hiçbir fikir çilesi, ye­rine hiç bir hazırlığı olmayan yeni bir zümre, yani entelyansiya geçmişti. Bugünkü buhran uzun bir tarihin eseridir. Bunu yalnız Avrupa'nın taarruzlarıyla izah edemeyiz. Kaynaklarından uzaklaşan ihtiyar bir medeni­yet, genç bir medeniyet karşısında mağlup olmaya mahkûmdu. Bu çözü­lüş hızla ilerledi Bugünün şaşkın, zavallı ve paramparça topluluğu hâline geldik.

Soru - Tanzimat'tan bu yana ısrarla yürütülen Batılılaşma hareketi millet, devlet ve ülkemizi ilerletmeğe muvaffak oldu mu? Yoksa geriletti mi?

Cevap - Bir medeniyetin başka bir medeniyete istihale etmesi ham bir hayaldir. Bu hayali çok pahalıya ödedik. Batılılaşmanın, batmak oldu­ğunu idrâk etiğimiz zaman iş işten geçmişti. Bir medeniyet başka bir me­deniyetten ancak malzeme alır. Bu malzeme bütün insanlığın ortak malı­dır. Her müessese her iklimde gelişmez. Hangi müesseselerin hangi iklimlerde gelişeceği ancak uzun bir tefekkür ve sabırlı bir tetkik ile anla­şılır. Kendi tarihimizi, kendi içtimaî bünyemizi bilmeden, tarihine yabancı olduğumuz, temellerine eğilmediğimiz, tezatlarından habersiz bulunduğu­muz bir dünyanın siyasî müesseslerini aynen benimsemek hatâların hatâsı idi.


Soru - Harf devrimi faydalı mı, zararlı mı olmuştur?

Cevap - Önce bu devrimin mazideki mürevviçlerine bir göz atalım. İslâm harflerinin terakkimize mani olduğunu ileri sürenler, Avrupa'nın bizi yok etmeye karar vermiş yazarlarıydı. Bir Volney, bir Baron de Tott vs. İslâmiyet'e düşmandılar. Başlıca hedefleri bizi tarihimizden, irfanımız­dan, bir kelimeyle İslâmiyetten koparmaktı. Bu bedbaht telkinler önce bir­çok dürüst Türk münevverini de büyüler gibi oldu. Sonra meselenin vehametini kavramakta gecikmediler.

Yakın çağlarda Abdullah Cevdet gibi Avrupa irfanıyla sermest mü­nevverler, elbise değiştirir gibi harf değiştirmemizi teklife yeltendiler. Batı­lılaşmış entelijansiyamız bu teklifi can kulağı ile dinledi.

Harf devriminin fayda ve zararları ortadadır. Ziya Paşa gibi:

"Eyvah bu bâziçede bizler yine yandık/Zira ki ziyan ortada bilmem ne kazandık!" demek budalaca bir şikâyet olur. Lâtin harfleri kabul edilmiş, bu harflerle aşağı yukarı elli yıldan beri kitaplar basılmış, dergiler çıkarılmış, gazete­ler yayınlanmıştır. Dava bir karşı devrimle yeniden eski harflerimize dön­mek değilir. Nesillerin hafızası ile oynamanın ne vahim neticeler doğurdu­ğunu biliyoruz: Dava, irfanımızı yeniden fethetmek... Dava, ecdadın tefekkür hazinelerini bugünkü nesillerin tecessüsüne açmak, bir kelimey­le bugünü düne bağlamaktır. Dâva; Lâtin harflerinin yanında İslâm harf­lerine de hayat hakkı tanınması, Osmanlıcanın mekteplerimize girmesi, ilmin ve ihtisasın sesine kulak verilmesi; inkırazın eşiğine sürüklenen za­vallı ülkemizin kaderi üzerinde hiç bir peşin hükme saplanmadan düşü­nülmesidir.

Soru - Türkiye niçin Ortadoğu'nun Japonya'sı olamadı?

Cevap - Niçin olsun? Ben Japonya'nın maddî fetihlerini, refahını, bir kelimeyle şevket ve ikbalini gıptaya şayan bulmuyorum. Üç kıtaya hâkim olmuş bir medeniyetin, dünyaya adalet ve kardeşlik dağıtmış bir ülkenin hiç bir zıpçıktı "uygarlığı" taklide ihtiyacı yoktur. Türkiye'nin kendisi kal­ması; insanlığın bütün keşiflerinden, bütün fetihlerinden faydalanarak ih­tişamlı mazisine lâyık bir istikbal inşa etmesi başlıca muradım...


Soru - Batı'nın faydalı taraflarını taklitte başarısızlığa uğramamızın sebebi sizce nedir?

Cevap - Batı'nın faydalı tarafı diye bir şey yok... İnsanlık bir bütün­dür. Tekâmül meşalesi elden ele dolaşır. Batı ile Doğu, insan beyninin iki yarım küresidir. 'Hikmet İslâm'ın kaybedilmiş malıdır, nerede bulursa al­malı" emr-i celilini unutmamalıyız. Şöyle diyelim: Köklü bir medeniyetin iktibasları şuurlu olmak, aklın ve tecrübenin süzgecinden geçmek ve içti­maî bünyeye uymak şartıyla faydalıdır. Biz batı'nın, bize teklif ettiği mü­esseseleri değil, kendi ihtiyacımız olan unsurları iktibas etmeliydik.

Tekrar ediyorum: Batiyi Batı yapan fikrî temeller, insanlığın ve İslâm'ın ortak hazinesinden alınmıştır. Bizim için söz konusu olan bir istir­dattır, yani kaybettiğimiz hazinelere sahip çıkmaktan ibarettir:


Soru - Son yıllarda çıplaklık, seks, müstehcen basın ve sinema ce­miyetimizi sardı. Bu hâl, sosyal bir hastalığın belirtisi midir?

Cevap - Elbette öyledir. Bir hürmet ve muhabbet buhranı içindeyiz. Radyomuz sabahtan akşama kadar şuursuz lânetlemelerin yer aldığı bir cehennem makinesi hâlini aldı. Ülkemizde ferman dinleten tefrikadır. Maşerî şuurda on kişinin üzerinde birleştiği bir dünya görüşüne rastla­mak imkânsız. Bu mefhum ve mukaddes hercümerci içinde hayvanlığın ve biyolojinin hayâsız zevklerine teslim olmak mukadder değil mi?

Soru - Sağ cephe çeşitli hizip, grup, fırka ve cereyanlara bölünmüş görünüyor. Bu parçalanma mevzuunda görüş ve temennileriniz nelerdir?


Cevap - Evet. "Dost bî perva, felek bi-rahm, devran bî-sükûn,/Derd çok, hem-derd yok, düşman kavi, tâli zebûn."

Sol perişan, sağ paramparça... Kaç insan varsa, o düşünce, o kadar ideoloji, o kadar ıslahat reçetesi. Evvelâ dillerimiz ayrı, kelimeler herkes için başka manâlar taşıyor. Tarih bir küfürler kitabı. Bu facia, dünyanın başka hiç bir ülkesinde görülmemiştir. İttihad ve Terakki, zafe­rini padişahlara hakaretle sağlamak zavallılığına düştü. Sonra İttihat ve Terakki de yerin dibine geçirildi Her yeni iktidar eski iktidarı horlamayı maarifet saydı. Zavallı gençler bakışlarını maziye çevirince, yüz kızartıcı bir facialar yığını ile karşılaştılar. Kime güvenecek, neye dayanacaklardı? Büyükleri bir tahrip humması içinde idiler. Şöhretleri, faziletleri, şahsiyet­leri tahrip... Onlar da birbirlerini tahribe başladılar. Hem de sözle değil kurşunla, bombayla: Memleket bir intihar salgını içindedir. Tek çıkar yol, bu korkunç tefrikaya bir son vermek, çılgınlıklarımızı dizginlemek, başka­larına hürmet etmek ve kinin yerine sevgiyi ikâme etmektir.

Kanaatimce sağ ve sol tasnifi Avrupa'dan ithal edilen bir bidattir. Hepimiz aynı tarihin çocuklarıyız. Düşman bir dünyanın kucağında yaşı­yoruz. Birbirimize kenetlenmez, ahmakça sloganların esiri olarak birbiri­mizi hançerlemekten vazgeçmez, İslâm'ın birleştirici bayrağı altında top­lanmaz, İslâm'ın şiarı olan müsamaha, adalet ve sevgiye kulaklarımızı tıkamakta ısrar edersek, dünyanın en büyük medeniyetini gerçekleştir­miş olan bu zavallı milletin mezarcısı oluruz.


Soru - Sadece siyasi faaliyetlerle kurtulabilir miyiz?

Cevap - Hayır! Zira millî bünyemize musallat olan tehlike yalnız siyasî değildir. Siyaset bir zarftan ibaret... Tanzimattan beri bu hakikati anlayamadık, idareyi belli bir isimle damgalamak ve kurtuluşu rejim de­ğişikliğinde aramak kendi kendini aldatmaktır. Aynı insanlar her rejimde aynı insanlardır. Önce insan... Yani, kim olduğunu bilen, dünya içindeki yerini tayin eden, mazinin büyük ve ağır mirasını taşıyacak ehliyette şu­urlu insanlara ihtiyacımız var. Bir odadan ötekine geçer gibi, bir ideoloji­den ötekine atlamak çocukça bir oyundur. Dikkati zarfa değil mazrufa çe­virmeliyiz.


Soru - Gençlere, yetişmeleri için ne tavsiye edersiniz?

Cevap - Hadisi şerif, kendini tanıyan Rabbini de tanır, buyuruyor. Önce kendilerini tanımalılar; kendilerini yani ikbal ve idbarlariyle tarihle­rinin bütününü, kendi dillerini, kendi dinlerini, kendi irfanlarını. Sonra, in- sanlığın tarihine eğilmek, Asya ve Avrupa'nın her düşüncesini hiç bir peşin hükme saplanmadan incelemek. Bu çetin yolculukta iki çetin yar­dımcıya ihtiyaç var: 1) Millî irfan hazinelerini taramaya yetecek zengin ve köklü bir Türkçe (İslâm harflerini öğrenmeden böyle bir fethe çıkılabilece­ğini sanmıyorum.) 2) Bir Batı dili, Avrupa'yı, imtiyazlı birkaç züppenin ve­sayetine ihtiyaç duymadan bizzat tetkik etmek için bir Batı dili bilmekten baka çare yoktur. Sonra "ikrâ" emr-i celiline uymak...
Cemil Meriç'in Kültürden İrfana Kitabından Alıntıdır..

Yağmurla İlgili Özlü Sözler



Bankacılar, size hava pırıl pırılken zorla şemsiyesini veren ama iki damla yağmur düştüğünde de şemsiyeyi zorla elinizden alan insanlardır. Mark Twain

Toprak bir gün yağmurun kıymetini anlayacak; fakat o gün yağmur yağmayacak. Nicanor Parra

Yağmur yağıyordu boyuna.Sözü onlar alıp dediler ona :"Daha pazar kurulmadı kurulacak.Esen rüzgâr durulmadı durulacak.Boynu daha vurulmadı vurulacak." Nazım Hikmet

Yoksul bir çocuk görsem, yağmur altında üşüyen köprü olmak geçer hiç değilse içimden... Sunay Akın

Yağmur yağmayan tarlada ekin olmaz. İnsanın yağmuru, döktüğü alın teridir. En fazla verim, alın teri yağmuru ile alınır. Cenap Şahabettin

Bana yağmuru anlatma, yağ! Victor Hugo

İstatistik

Lifestyle Blogs